Arşiv diğer

Selamı sabahı niye kestik?

sevgili Alem-i Nur ziyaretçileri…
selamlaşmayla ilgili bir yazıyla sizleri selamlıyorum :)
wordpress kapatıldıktan sonra kendi alanımı almıştım biliyorsunuz,ama şimdi görüyorum ki bu site hala takip ediliyor… ben de sizlere faydalı olacağı umuduyla yeni şeyler paylaşmaya devam edeceğim…

yorumlarınızı, desteklerinizi eksik etmediğiniz için teşekkürler…

dua ile…

Selamı sabahı niye kestik?

Ayni apartmanda oturanlar, ayni isyerinde hatta ayni ofiste calisanlar birbirlerine selam vermiyor. Asansorde karsilastigimiz, adini sanini bildigimiz kisilerden Allah’in selamini esirgiyoruz. Insanlar birbirine ‘Selamun Aleykum’u, bir ‘gunaydin’i, bir ‘merhaba’yi cok goruyor.

Bize ne oldu boyle? Kimse kimseyi dinlemiyor, tanimiyor! Ayni apartmanda oturanlar, ayni isyerinde hatta ayni ofiste calisanlar birbirlerine selam vermiyor. Asansorde karsilastigimiz, adini sanini bildigimiz kisiler-den Allah’in selamini esirgiyoruz. Insanlar birbirine ‘Selamun Aleykum’u, bir ‘gunaydin’i, bir ‘merhaba’yi cok goruyor. Yolda yururken yanlislikla birisine carpsaniz sizi parcalayacakmis gibi bakiyor. Hatta carpan carptigi kisiye ‘Af edersiniz’ demeden yoluna devam ediyor. Halbuki bu topraklarda selamlasma koklu bir gelenek. Selamlasma adabi uzerine siirler, makaleler ve kitaplar yazilmis. Yuzlerce ritueli ile selamlasmaya cok onem veren bir kulturumuz var. Ustelik Islam dini selamlasmaya buyuk onem vermis. Kur’an da bircok ayette tanidik tanimadik herkese selam vermek emredilmis. Allah, Nisa Suresi’nde, “Size selam verildiginde, siz de ondan daha guzeliyle selam verin veya aynisi ile karsilik verin.” buyuruyor. Peygamberimiz ise selam vermenin sunnet, almanin ise farz oldugunu soyluyor. Hatta Hazret-i Peygamber, “Size aranizdaki sevgiyi artiracak bir haber vereyim mi? Aranizda selami yayin!” diyor.

Peki biz neden bunlari unuttuk? Hayrettin Karaman, selamlasmanin herkesin gerildigi, en ufak bir tahrikte derhal karsi tarafa kufur ve yumrukla mudahale etmeye hazir oldugu su donemde cok onemli oldugunu vurguluyor. Karaman, insanlarin birbirleriyle selamlasmasi ve selamin yayginlasmasinin yangini baslatan atesin uzerine atilan sondurucu su gibi oldugunu anlatiyor. Ali Bulac da selamin toplumsal baris icin yayginlastirilmasi gerektigini vurguluyor. Selamlasmanin bireylerin biribirine guvenini arttirdigini soyluyor. Sahi bugun kac kisiye selam verdiniz?

Selam vermek neden onemli?

Ibni Omer’in Buhari’de yer alan rivayetine gore, bir adam Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) ‘Islam’da yapacagim en hayirli sey nedir?’ diye sorar. Resulullah da ona, “Yemek yedirmen ve tanidik-tanimadik herkese selam vermendir.” buyurur.

Muslim’de rivayet edilen baska bir hadiste de ‘selam vermek’ cennete girme sebeplerinden biri sayilmistir.

Allah’in bir ismi olan ve Kur’an’da 24 defa gecen Selam’in onemini kisaca soyle belirtebiliriz:

1. Bir Islam siaridir.

2. Muhabbet ve guvenin belirtisidir.

3. Bir duadir.

4. Sosyal dayanisma ve kaynasmanin vesilesidir.

5. Selam vermek sunnettir, korku durumu varsa vaciptir. Selam almak, kisiye farz-i ayn, topluluga da farz-i kifayedir. Mektup ve sahislar yoluyla gonderilen selamlara cevap vermek vaciptir.

6. Gunaydin, hayirli sabahlar gibi ifadeler selamin verdigi sevabi vermez. Isaretlerle veya egilerek verilen selam caiz gorulmemistir.

7. Sesli Kur’an okuyana, ilim ve zikir meclisinde olana, yeme-icme ile mesgul olana, sarhos, deli, banyo ve tuvalette olan kimselere selam vermek ise mekruh sayilmaktadir.

“Efsu’s-selâme beynekum”

“Aranizda selami yayiniz.” (Muslim)

Yorumlar (1) »

dua

Dua, “kul” olan insanin, “Sultanlar Sultani”nin huzuruna cikip perdesiz ve hailsiz olarak istek ve arzularini dile getirmesidir.

Insan, fitrat itibariyle aciz, zayif ve kendisinden daha yuce olup ihtiyaclarina cevap verebilecek birisine muhtac olarak yaratilmistir. Bu ozelliklerinden dolayi hayati boyunca, elde etmek istedigi fakat gucunun yetmedigi seyler icin kendisinden daha buyuk ve yuce olarak kabul ettigi bir kisim ilahlar edinmis, onlara yalvarip yakararak dua etmis ve yardim istemistir.

Dua, diger insanlar icin oldugu gibi, Mu’minler icin de cok onemlidir. Cunku dua, bir ibadettir ve kullugun ozudur. Cenab-i Hakk da “Dua edin kabul edeyim” buyurarak bizleri duaya tesvik etmis ve “Duaniz olmasa ne ehemmiyetiniz var!” buyurarak, duanin bizim icin ne kadar onemli oldugunu bildirmistir.

Peygamberlerin Hayatlarinda Dua

Peygamber Efendilerimiz ve evliya-i izamin hayatlarina baktigimizda duanin cok buyuk bir ehemmiyete haiz oldugunu goruruz. “Rabbimiz, biz kendimize zulmettik, eger bizi bagislamaz ve bize acimazsan, muhakkak ziyana ugrayanlardan oluruz!” diyerek dua eden Hz. Adem (a.s); “..Senden baska ilah yoktur.Senin sanin yucedir, ben zalimlerden oldum” ifadeleri ile inleyip baligin karnindan kurtulan Hz.Yunus(a.s) ;Rabbim, bana katindan temiz bir nesil ver. Sen duayi isitensin.” nidasiyla Rabbinden “temiz bir nesil” isteyen Hz.Zekeriya( a.s); “Bu dert bana dokundu, Sen merhametlilerin en merhametlisisin” eniniyle Rabbinden sifa isteyen Sabir Kahramani Eyyub(a.s) ve diger peygamberler daima Allah’a yalvarmis ve O’ndan imdat istemislerdir. Cunku “…Mulkun sahibi olan, diledigine mulku veren, dilediginden alan; diledigini yukselten, diledigini alcaltan; hayir (mal) elinde olan ve herseye kadir olan” O’dur (c.c). Yine “Ben yenik dustum, yardim et” diyerek tazarru ve niyazda bulunan Hz.Nuh(a.s); “Rabbim, beni ve zurriyetimden bir kismini namazi kilan yap; Rabbimiz, duami kabul buyur. Rabbimiz, hesabin gorulecegi gun, anami-babami ve Mu’minleri bagisla!” nidalariyla vadileri inleten Hz. Ibrahim(a.s) ve “Allah’im, gucsuzlugumu, za’fimi ve insanlar nazarinda hakir gorulmemi Sana sikayet ediyorum. Ya Erhamerrahimin! Sen hor-hakir gorulen bicarelerin Rabbisin. Benim de Rabbimsin.. beni kime birakiyorsun? Kotu sozlu, kotu yuzlu uzak kimselere mi, yoksa isime mudahil dusmana mi? Eger bana karsi gazabin yoksa, cektigim mihnetlere, belalara hic aldirmam. Ancak afiyetin arzu edilecek sekilde daha ferah-feza, daha genistir. Ilahi, gazabina giriftar yahut hosnutsuzluguna ducar olmaktan, Senin o zulmetleri paril paril parlatan dunya ve ahiret islerinin medar-i salahi Nur-u Vechine siginirim. Ilahi, Sen razi olasiya kadar Senin affini muhtazirim! Ilahi, butun havl ve kuvvet sadece Senin elindedir.” seklindeki ferah-feza ifadeleriyle sikayetini Allah’a arzeden Insanligin Iftihar Tablosu (s.a.s) ayni “Maliku’l Mulk”e teslimiyetlerini dile getiriyorlardi.

Her Yerde “O” Var!

Insan, karanlik gecelerde-aydinlik gunduzlerde, yazda-kista, dagda-ovada, koyde-sehirde, her nerede ve ne zaman olursa olsun daima kendisiyle beraber olan alemlerin Rabbi’ne muhtactir. Bundan dolayi Mu’min, melce ve mence olarak yalniz O’nu bilir, O’nu tanir ve O’ndan baskasina boyun egmeyi O’na vefasizlik sayar. O bilir ki, “Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin, cunku O, haddi asanlari sevmez. Yeryuzu duzeltildikten sonra onda bozgunculuk yapmayin, korkarak ve umarak O’na dua edin. Muhakkak ki,Allah’in rahmeti iyilik edenlere yakindir”

“En guzel isimler Allah’indir. O halde O’na onlarla (o guzel isimlerle) dua edin” “Kafirlerin hosuna gitmese de siz, dini yalniz Allah’a halis kilarak O’na yalvarin.”; “.. Bana dua edin, size icabet edeyim (duaniza cevap vereyim).” buyurarak kendisine dua edilmesini emreden Hz. Allah (c.c), kapisina gelip kullugunu ilan eden ve kendisine el acip yalvaranlari huzurundan bos cevirmeyecektir.

Dua Ruhun Gidasidir!


Insan, duaya muhtactir. Cunku dua, ruhun gidasidir. O, iradeyi kanatlandiran bir buyudur ve mudavimlerinden baskasi da onun bu guclu sirrini anlayamaz. Dua, esbabi asarak hem Allah’in kudretine itimadi, hem de beseri za’fi ilandir. Demek ki, insanin vazife-i fitriyesi; taallumle tekemmul ve dua ile ubudiyettir. Cunku insan bu aleme, ilim ve dua vasitasiyla tekemmul etmek icin gelmistir.

Bir kutsi hadiste de ifade edildigi gibi; biz genis zamanimizda Allah’i hatirlarsak Allah da bizi hatirlayacak ve Hz. Ibrahimvari en zor ve sebeplerin tamamen sukut ettigi anlarda bize yardim elini uzatacak, atesleri bile berd u selama cevirecektir. Onun icin bizim, gerek sahsi kemalatimiz, gerekse toplumun tekemmulu adina, tam bir teslimiyet icinde her seyi O’na havale edip, yalniz O’na siginmamiz gerekmektedir.

Problemlerin Cozum Kaynagi

Dua butun problemlerin cozum kaynagidir. Kucuk-buyuk butun problemler, O Muskil-kusa’ya havale edilerek ve O’na siginilarak cozulebilir. Zira bizi hic yoktan yaratan ve bize yol gosteren O’dur. Bizi yedirip iciren; hastalandigimiz zaman bize sifa veren O oldugu gibi; bir gun bizi oldurecek ve tekrar diriltecek de yine O’dur. Nerede olursak olalim, bizimle beraber olan O’dur ve nerede, ne yaparsak yapalim butun yaptiklarimizi gormektedir. Dolayisiyla, iyilikleri elde edip kotulukleri def edebilmemiz icin; “Rabbini, icinden yalvararak ve korkarak, yuksek olmayan bir sesle sabah-aksam an, gafillerden olma!” emrine uyarak gece-gunduz devamli duayla mesgul olmaliyiz.

Rabbin azameti karsisinda aczimizi ve fakrimizi iliklerimize kadar hissederek kalp kapilarimizi O’na acmali; Veysel Karani gibi,”Ilahi! Sen benim Rabbimsin ben de kulunum. Sen, Halik’sin, ben de mahlukum. Sen Razik’sin, ben merzukum. Sen Malik’sin, ben memlukum. Sen Aziz’sin, ben zelilim. Sen Zengin’sin, ben fakirim. Sen Veren’sin, ben dilenciyim. Sen dualara icabet eden’sin ben de dua edenim” demeli ve hacalet icinde Hakk’in kapisinda azad kabul etmez bir kul oldugumuzu ilan etmeliyiz. Ne basarilar bizi simartip O’nu unutturmali; ne de musibetler O’na karsi isyana vesile olmalidir. Kul, daima Sultan’in kapisinda kullugunun idrakinde olmali ve O’ndan gelen her seyi cana safa bilmelidir.

Iradenin Guc Kaynagi


Dua, zaman ve hadiselerin butun yipraticiligina karsi insan iradesine guc ve kuvvet kazandiran temel dinamiklerden birisidir. Insan, dua sayesinde esya ve hadiselerin bogucu atmosferinden ferah-feza bir iklime kavusur; kendisini bir kere daha yeniler ve metafizik gerilime gecer.

Dua, ser kapilarini kapatip hayir kapilarini acan tilsimli bir anahtardir Mu’min icin. Ayni zamanda dua, ilahi inayetin devamliligi icin gerekli olan hamd, sukur, tesbih u ta’zim ve istigfar icin kelimelerle orulmus zebercet bir kiliftir. Bundan dolayi nimetler arttikca, kendi acziyetimiz altinda kalip ezilmememiz icin dualarimizin da artmasi gerekir. Cenab-i Hakk, fetihle istigfari birbiriyle irtibatlandirmis ve Efendimiz (s.a.v)’e; “Allah’in yardimi ve fetih geldigi ve insanlarin dalga-dalga Allah’in dinine girdiklerini gordugun zaman, Rabbini overek tesbih et, O’ndan magfiret dile” buyurmustur. Efendimiz (s.a.v) de hayati boyunca sabah-aksam “Ya Hayyu ya Kayyum, Senin rahmetini dilerim. Butun ahvalimi islah eyle ve goz acip kapayincaya kadar olsun, beni nefsimle basbasa birakma”;

“Allah’i tesbih ederim, hamdler Allah’adir, Allah’tan baska ilah yoktur. Allah en buyuktur.” diyerek dua etmis, Allah’a olan minnetini tesbih ve tazimlerle dile getirmistir.

Bir hadis-i serifin ifadesiyle “Allah, (dua edip) kendisinden (bir seyler) istemeyene gadap eder.” Insana isteme duygusunu veren Cenab-i Hakk, ibadetler icinde en halis olani diyebilecegimiz duaya karsilik verecek ve kulunun isteklerini yerine getirecektir. Hele Rabb’ine en yakin oldugu secdeye basini koyup; gozyaslari, hislerine tercuman olunca, Alvarli’nin “Keremkare yakisir mi, kerem kesmek gedalerden?” dedigi “Keremkar”, kuluna rahmetiyle tecelli buyurup onu mahzun etmeyecektir.

Dua Hakkinda Bir Kac Prensip

Kavli, fiili ve hali gibi cesitlere ayrilan duanin muessiriyeti acisindan uyulmasi gereken bir kisim prensipleri vardir. Bunlari maddeler halinde su sekilde ozetleyebiliriz:

1- Herseyden once, dua ile istenecek mevzuda, sebepler adina yapilabilecek her sey yapilmali.

2- Dua, sidk ve samimiyetle, mubarek zaman ve mekanlarda yapilmaya calisilmali.

3- Duada denge korunarak istenilen seyin Allah’in rizasina ve hikmetine uygun olmasina dikkat edilmeli.

4- Kur’an’da bize ogretilen ve Efendimiz (s.a.v)’den rivayet edilen ifadelerle dua etmeye calisilmali.

5- Duada, Allah adina yapilan en halis isler, sefaatci yapilmali.

6- Dua, acz ve fakr icinde, kalbin kirik oldugu, gonlun panjurlarinin otelere acik oldugu anlarda yapilmali.

7- Dua edilecegi vakit, once istigfar ile temizlenerek makbul bir dua olan salavat-i serifeyi sefaatci olarak zikretmeli ve duaya yine salavatla son verilmeli.

8- Salih kisilerden dua istenmeli.

9- Namazlarin ardindan, Cuma gunu, Kabe goruldugu zaman, gurbette iken, hasta iken yapilan dualarin; anne-babanin evladina, Mu’minin Mu’mine yaptigi dualarin kabul edilme ihtimali yuksek dualar oldugu bilinmeli ve cok iyi degerlendirilmelidi r.

Dua, “kul” olan insanin, “Sultanlar Sultani”nin huzuruna cikip perdesiz ve hailsiz olarak istek ve arzularini dile getirmesidir. Insan, dua sayesinde amudi olarak yukselir.. yukselir ve “kendisine sah damarindan daha yakin olan”a muhatab olma ve “Sen” diyebilme serefine erisir.

..Ve Bir Dua Kahramani

Hakk’a yakin bazi kullar vardir ki, onlarin dualarina melekler istirak ederek “amin” der ve Hakk katinda hemen kabul gorur. Iste Asim b. Sabit(r.a), kendisi gibi daha niceleriyle birlikte, iman ettikten sonraki butun hayatini, Allah ve Rasulu’nun yolunda gecirip her seyini bu yolda feda eden dua kahramanlarindan sadece birisidir.

Asim b. Sabit (r.a), Akabe Biati’ndan once Musluman olmus bir sahabiydi. Bedir savasina katilmis ve musriklerden bir cogunun canini almisti. Uhud savasindan sonra Rasulullah’a gelerek kendilerine Islam’i ogretecek bir heyet gonderilmesini isteyen Adel ve Kare kabilelerine, beraberindeki heyetin kumandani olarak Rasulullah’in emriyle teblig icin yola cikmis ve yolda tuzaga dusurulmuslerdi. Kendilerini Mekke musriklerine satip para kazanmak isteyen bu insanlar tarafindan Reci mevkiinde cevreleri sarildi. Hz. Asim (r.a) yanindakilerle birlikte musriklere karsi savasti ve oklari bitince kilicini siyirip, “Allah’im! Ben, gunun basinda Senin dinini korudum. Sen de, gunun sonunda benim vucudumu koru! Cesedime musrikleri dokundurma!”diyerek dua etti. Daha sonra musrikler, Asim b. Sabit (r.a) basta olmak uzere yedi arkadasi sehit ettiler. Musrikler, Hz. Asim’in basini kesip, Bedir’de oldurdugu Sa’d b. Suheyd’in kizina goturerek ondan mukafaat almak istiyorlardi. Fakat birden Hz. Asim’in etrafinda bir ari toplulugu zuhur etti ve Asim’in cesedine yaklasanlarin yuzlerine, gozlerine yapisarak onlarin cesede yaklasmalarina mani oldu.Kafirler, ne yapacaklarini dusunduler ve sonunda aksami bekleyip arilar dagilinca Hz. Asim’in basini kesmeye karar verdiler. Ancak aksam olunca, nerede olursa olsun her seye nigahban olan Cenab-i Hakk, aniden siddetli bir yagmur yagdirdi ve yagmurla meydana gelen sel, Hz. Asim’in (r.a) cesedini alip bilinmezlere dogru goturdu. Sagliginda vucuduna musriklerin necis ellerinin degmesine kendisi mani olan Asim b. Sabit’in vucudu, sehid edildikten sonra da O’nu duyup duasina icabet eden Allah (c.c) tarafindan korunmustu.

Dua konusunda yuce Rabbimiz soyle buyuruyor: “Habibim, kullarin sana benden sorunca haber ver ki, ben onlara yakinimdir. Bana dua edince ben dualarini kabul ederim.” (Bakara-186)

Peygamber efendimize; “Hangi dua daha kabuldur diye soruldugunda - Gecenin ortasinda ve bes vakit namazdan sonra yapilan duadir” buyurmuslardir. (Tirmizi, Daavat,3421/ 3503)

Allah(c.c.) Hz. Musa’ya: “Ya Musa, bana gunahsiz bir agizla dua et” buyurdu. Musa (a.s.) “Ya Rabbi, nasil gunahsiz bir agizla dua edeyim, benim oyle bir agzim yok ki” dedi. Allah u Teala “Baskalarinin agziyla dua et, cunku sen baskalarinin agziyla gunah islemis olmazsin. Oyle hareket et ki, insanlar gece gunduz sana dua etsinler. veya kendi agzini temizle. Allah’in (c.c.) adi temizdir, onu zikreden agiz temizlenir.” buyurdu.

Yorum yok »

bu akl-ı fikr ile-dervişane

Yorumlar (2) »

mecmuatül ahzab

 

Dua ve evrâd u ezkârın, Müslümanların rûhi ve kalbi beslenmeleri üzerinde asırlar boyunca derin etkisi olmuştur. Müslümanlar hiçbir dönemde bu manevi vâridâttan mahrum kalmamışlardır. Dua ve zikir, her dönemde İslami geleneğin can verici ruhu olmuştur. O, hem geniş Müslüman halk kitlelerinin ruhi beslenmeleri açısından, hem de İslamî tevhid anlayışının Müslümanların günlük hayatlarında uzandığı sınırları göstermesi açısından gerçekten de önemli bir yere sahiptir. ayrıntı>>> http://www.kitapkaynagi.com/urun.php?URUN=1237&ID=9

Yorumlar (3) »

depresyonun nedenleri ve depresyonla başa çıkmak

Bir duvarın dibinde bekleyen bir adam varmış, eski zamanlarda, şehrin surlarının dibinde bekler ve gelen giden yolcularla konuşurmuş. Bir grup yolcu gelmiş bir gün ve ’söylesene dostum’ demişler, ‘ Bu şehirde yaşayanlar nasıl insanlardır, içeri girip burada konaklamaya değer mi? ‘ ‘Peki ya sizin geldiğiniz yerde insanlar nasıldı?’ diye sormuş adam. ‘Aman aman’ demiş yolcular, ‘Herkes o kadar kötü, o kadar hırslı, o kadar düzenbazdı ki kendimizi buralara zor attık’. ‘Buradaki insanlar da öyledir’ demiş adam, ‘varın siz yolunuza devam edin. Bu şehrin size verebileceği hiçbir şey yok..’ Günün birinde başka yolcular gelmiş ve aynı soruyu sormuşlar. Adam da aynı şekilde cevaplamış. ‘Bizim geldiğimiz şehirde insanlar iyi, cömert ve yardımseverdiler ve biz orada çok mutluyduk’ diye cevaplamış yolcular. ‘O halde girin ve şehrin tadını çıkarın, zira bu şehrin ahalisi de öyledir’ demiş adam. Hayata nasıl baktığımız neyi gördüğümüzü belirler. Düşüncelerimiz bazen hislerimizi tayin eder. Hayatı hakkını vererek yaşayabilmek çok önemlidir. Öğrenci ustasına sormuş : ‘Usta nasıl aydınlanırsın?’ ‘Yiyerek ve uyuyarak’ demiş usta. Talebenin kafası karışmış. ‘Ama usta herkes uyur ve herkes yemek yer’. Bunun üzerine usta şöyle cevap vermiş : ‘Ama yediği zaman herkes yemez ve uyuduğu zaman herkes uyumaz’.

Yazının devamını oku »

Yorum yok »

aleminur duvar kağıtları

risale-inurdan vecizelerle hazırlanmış duvar kağıtları… 

tam ekran boyutunda kaydedip masaüstü arka planı olarak kullanabilirsiniz…

beğenmeniz dileğiyle… SaLiHa

 

Yorumlar (4) »

hayal

Ne hayâllere dalmışız bak!

Yaşamak hayâlmiş… Ağlamak, sevmek…

Çocukluk, bulutları özlemekmiş; kuşlarla uçmakmış başka dünyalara…

Çocukluk, gülümseyip geçmekmiş hayata…

Portakal çiçekleriymiş güzel günlerimiz. Her bahar yeniden açan papatyalar…

Yağmurlu günleri hatırla…

Nasıl da sığınıp kalmışız kalbimize, gecelerin şimşek çakan saatlerinde.

Annesiz, babasız öyle yalnız yürüyüp gittiğin sokakları hatırla…

Hüzünle dolaştığın şehirleri, bayramların hiç eksilmeyen sevincini…

Okunan ezanlar, göklerde çınlayan sesler, gençlik günlerinin buğusu, sabahların dingin serinliği…

Hatırla! Ne de çabuk hayâl olup geçmiş günlerin güzelliği…

Ya uykuların! Sonsuza açılan efsunlu pencereler…

Hani nerede, ruhunu kabından taşıran sevinçler?

Rüzgâr değil miydi, uzak denizlerde seyreden umut yüklü gemilerini kanatlandıran?

Ne oldu söyle! Sözün sultanı, yerlerin efendisi, denizlerin ejderi…

Ağzında bıçak, üzerinde sükût elbisesi.

Yerinden ok gibi fırlayan günler, hayat zırhını delip geçmiş mi?

Kalbin… Acıyan gözlerin…

Masal mı olmuş şimdi, ay ışığını usulca kavrayan küçücük ellerin?

Yorumlar (1) »

muallim-sami yusuf

 

Yorum yok »

sabra dair

SABRA DAİR ÇOK HOŞ BİR KLİP…

Yorumlar (20) »

dust is my bed

 

Yorumlar (1) »